Anayasa Mahkemesi’nin 25.12.2024 Tarihli ve E.2024/29, K.2024/226 Sayılı Kararı Üzerine Güncel Değerlendirme
Anayasa Mahkemesi, 25 Aralık 2024 tarihli ve E.2024/29, K.2024/226 sayılı kararıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 326. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılmasını öngören kuralı, manevi tazminat davaları yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Söz konusu iptal hükmü, Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz aylık sürenin dolmasıyla birlikte yürürlüğe girmiş olup, manevi tazminat davalarına ilişkin yargılama giderleri rejimi bakımından uygulamada doğrudan sonuç doğurmaya başlamıştır.
İtiraz Konusu Kural ve Uygulamadaki Sorun Alanı
HMK m. 326/2 uyarınca, davanın kısmen kabulü halinde yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılması öngörülmekteydi. Bu kural, uzun yıllar boyunca manevi tazminat davalarında da aynen uygulanmış, talep edilen tazminat tutarının tamamının kabul edilmemesi durumunda davacılar bakımından yargılama gideri ve karşı vekâlet ücreti riski doğurmuştur.
Ancak manevi tazminat davaları:
nedeniyle, maddi tazminat davalarından ayrılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin Belirleyici Tespiti: Öngörülemezlik
Anayasa Mahkemesi, kararında özellikle şu noktayı açık biçimde ortaya koymuştur:
Manevi tazminat davalarında, davacının talebinin hangi oranda haklı bulunacağını önceden öngörebilmesi mümkün değildir.
Bu bağlamda Mahkeme;
nedenleriyle, söz konusu kuralın mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz biçimde sınırladığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu yönüyle kural, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptal edilmiştir.
Yürürlüğe Giren Yeni Hukuki Durum
İptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte:
Bu durum, uygulamada yerleşik kabul–ret oranı yaklaşımının manevi tazminat davaları bakımından artık sürdürülemeyeceği anlamına gelmektedir.
Uygulama Açısından Sonuçlar ve Değerlendirme
Karar, yürürlüğe girmesiyle birlikte:
yeni bir yargısal çerçeve ortaya koymuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, usul hukukunun şekli kurallarının, kişilik haklarının korunmasına hizmet eden manevi tazminat davalarında mutlak biçimde uygulanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Manevi tazminat davalarının, kişilik haklarının korunmasına hizmet eden anayasal bir hak arama aracı olduğu gerçeği dikkate alındığında, kararın hem yargısal pratiği hem de doktrini uzun vadede etkileyeceği kuşkusuzdur.