Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


LL.M., Ortak Avukat


Stajyer Avukat

HAGB Kararının Manevi Tazminat Davasına Etkisi: Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesi Kararıyla Bağlı mıdır?

Av. Sibel ÖZTÜRK, LL.M., Stj. Av. Selenay ESEN

I. Giriş

Türk hukukunda aynı fiilin hem ceza hem de hukuk yargılamasına konu olması sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Özellikle hakaret, tehdit, kasten yaralama ve özel hayatın gizliliğinin ihlali gibi fiiller, bir yandan ceza hukuku anlamında suç teşkil ederken diğer yandan kişilik haklarına yönelik bir saldırı oluşturmaları nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerine de konu olabilmektedir.

Bu tür uyuşmazlıklarda ceza mahkemesince verilen kararların hukuk yargılamasına etkisi önem kazanmaktadır. Özellikle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi hâlinde, söz konusu kararın hukuk hâkimini ne ölçüde bağlayacağı ve manevi tazminat davasına nasıl etki edeceği uygulamada sıklıkla tartışma konusu olmaktadır.

Nitekim uygulamada, özellikle hakaret ve kişilik haklarına saldırı niteliğindeki fiiller bakımından, ceza mahkemesince verilen HAGB kararının hemen ardından yüksek miktarlı manevi tazminat davalarının açıldığı ve HAGB kararının adeta kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü gibi değerlendirildiği görülmektedir. Oysa HAGB kararı, ne mahkûmiyet hükmünün bütün sonuçlarını doğuran kesin bir karar niteliğindedir ne de hukuk hâkimini doğrudan bağlayan bir tespit içermektedir. Bununla birlikte, söz konusu kararın hukuk yargılaması bakımından tamamen önemsiz olduğunu söylemek de mümkün değildir.

Bu nedenle HAGB kararının hukuki niteliğinin, ceza ve hukuk yargılamaları arasındaki ilişkinin ve özellikle kişilik haklarının korunması amacıyla açılan manevi tazminat davaları bakımından ortaya çıkardığı sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

 II. HAGB Kararının Hukuki Niteliği

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün belirli şartlar altında hukuki sonuç doğurmamasını ifade eden bir kurumdur.

Nitekim CMK m. 231/5 hükmüne göre;

“Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.”

HAGB kararı verilebilmesi için mahkemenin öncelikle sanığın suçu işlediği kanaatine ulaşarak bir mahkûmiyet hükmü kurması gerekmektedir. Bununla birlikte, kurulan bu hükmün açıklanması ve hukuki sonuçlarını doğurması belirli şartların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmektedir.

Dolayısıyla HAGB kararı, teknik anlamda beraat veya mahkûmiyet gibi uyuşmazlığı kesin olarak sona erdiren bir hüküm niteliğinde değildir. Denetim süresinin olumlu şekilde tamamlanması hâlinde kamu davası düşmekte ve kurulan mahkûmiyet hükmü sanık bakımından herhangi bir sonuç doğurmamaktadır.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.02.2008 gün ve 346-25 sayılı kararında da bu husus;

“Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Müessesenin yargılama kanununda düzenlenmiş bulunması da onun karma niteliğini değiştirmez”

şeklinde ifade edilmek suretiyle de açıkça vurgulanmıştır.

Bu yönüyle HAGB, mahkûmiyet hükmünün infazını erteleyen bir kurumdan ziyade, hükmün açıklanmasını ve sonuç doğurmasını belirli şartlara bağlı olarak askıya alan, kendine özgü bir ceza muhakemesi kurumudur.

HAGB Kararının Delil Niteliği

HAGB kararı, hukuk mahkemesi bakımından kesin hüküm veya kesin delil niteliğinde değildir. Ancak bu durum, ceza dosyasının hukuk yargılaması bakımından tamamen önemsiz olduğu anlamına da gelmemektedir.

Ceza dosyasında bulunan tanık beyanları, bilirkişi raporları, keşif tutanakları ve diğer deliller, hukuk yargılamasında takdiri delil olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle HAGB kararı, hukuk hâkimini bağlamamakla birlikte, somut olayın özelliklerine göre takdiri delil niteliği taşıyabilmektedir.

 III. Ceza Mahkemesi Kararları Hukuk Hâkimini Hangi Ölçüde Bağlar?

Ceza ve hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin temel çerçevesi, TBK m. 74'te düzenlenmiştir.

“Hâkim, zarar verenin kusuru ve ayırt etme gücü konusunda ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.”

TBK m. 74 ile benimsenen temel ilke, ceza ve hukuk yargılamalarının birbirinden bağımsız olmasıdır. Bununla birlikte, gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında, kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarının fiilin işlenip işlenmediği ve failin kimliği gibi maddi olgular bakımından hukuk hâkimini bağlayabileceği kabul edilmektedir. Ancak HAGB kararları bakımından aynı sonuca ulaşmak mümkün değildir.

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.02.2012 tarihli, E. 2011/639, K. 2012/30 sayılı kararında;

“Sonuç olarak maddi olgunun belirlenmesi yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından, hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekir.”

denilmiştir.

Benzer şekilde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.04.2021 tarihli, E. 2017/1732, K. 2021/529 sayılı kararında da;

“…hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, ne kurulan mahkûmiyet hükmü yönünden ne de maddi olgunun belirlenmesi yönünden bağlayıcı değildir.” 

tespitine yer verilmiştir.

Ceza Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Ceza davasının açılmış olması, hukuk hâkimini kural olarak bekletici mesele kararı vermeye zorlamaz. Bununla birlikte HMK m. 165 uyarınca, ceza yargılamasının sonucunun hukuk davasının çözümünü etkileyebilecek nitelikte olması hâlinde, hukuk mahkemesi ceza davasının sonucunu bekleyebilir.

Özellikle kişilik hakkına yönelik saldırının aynı zamanda suç teşkil ettiği hâllerde, ceza dosyasında toplanan delillerin hukuk yargılamasına sağlayacağı katkı nedeniyle uygulamada ceza davasının sonucu sıklıkla bekletici mesele yapılmaktadır.

 IV. HAGB Kararı Özellikle Manevi Tazminat Davaları Bakımından Neden Önemlidir?

A. Manevi Tazminatın Kanuni Dayanağı ve Hukuki Niteliği

Manevi tazminatın yasal dayanağını TMK m. 24 ve TBK m. 58 oluşturmaktadır. TBK m. 58/1 uyarınca;

“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.”

Manevi tazminat, kişilik hakkına yönelik hukuka aykırı bir saldırı nedeniyle bozulan manevi dengenin giderilmesini amaçlayan, kendine özgü bir özel hukuk kurumudur. Amacı, faili cezalandırmak değil, zarar görenin manevi tatminini sağlamaktır. Nitekim TBK m. 58/2'de;

“Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.”

hükmüne yer verilmiştir.

Kanun koyucunun para dışındaki giderim yollarını da kabul etmiş olması, manevi tazminatın cezalandırıcı değil, tatmin edici bir fonksiyona sahip olduğunu açıkça göstermektedir.

B. Manevi Tazminatın Şartları

Manevi tazminata hükmedilebilmesi için;

  • kişilik hakkına yönelik hukuka aykırı bir saldırının bulunması,
  • failin kusurlu olması,
  • manevi zararın meydana gelmesi,
  • fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması,

gerekmektedir.

Bu unsurların varlığı, ceza mahkemesinin değerlendirmesinden bağımsız olarak hukuk hâkimi tarafından ayrıca incelenmelidir.

C. Kişilik Hakkına Yönelik Saldırının Aynı Zamanda Suç Teşkil Ettiği Hâllerde Ceza ve Hukuk Sorumluluğunun Kesişmesi

Hakaret, tehdit ve kasten yaralama suçları, aynı zamanda kişilik haklarına yönelik bir saldırı niteliği taşıyabilir.

Bu nedenle ceza mahkemesinin ulaştığı sonuçlar, özellikle manevi tazminat davaları bakımından önem taşımaktadır. Ancak bu önem, HAGB kararına bağlayıcılık tanındığı anlamına gelmez.

V. HAGB Kararı Manevi Tazminat Davasında Hukuk Hâkimini Bağlar mı?

Bu sorunun cevabı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre olumsuzdur. Ceza mahkemesince sanığın eylemi işlediği kanaatine varılarak HAGB kararı verilmiş olması, hukuk hâkiminin de aynı değerlendirmeyi benimsemesini zorunlu kılmaz. 

Hukuk hâkimi;

  • kişilik hakkına saldırının gerçekleşip gerçekleşmediğini,
  • davalının kusurunu,
  • manevi zararın varlığını,
  • tazminat miktarını,

somut olayın özelliklerine göre bağımsız biçimde değerlendirmekle yükümlüdür.

Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.09.2017 tarihli, E. 2017/2801, K. 2017/4714 sayılı kararında, hakaret suçu nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, hukuk hâkimi bakımından bağlayıcı olmadığı açıkça vurgulanmıştır. Daire, HAGB kararının kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliği taşımadığını ve TBK m. 74 kapsamında hukuk hâkimini bağlamayacağını belirterek, hukuk mahkemesinin ceza dosyasındaki delilleri ve tarafların sunduğu diğer delilleri serbestçe değerlendirip bağımsız bir sonuca ulaşması gerektiğini ifade etmiştir. 

VI. Sonuç

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı, ceza muhakemesi hukukuna özgü, kendine has sonuçlar doğuran bir kurum olup kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü niteliği taşımamaktadır. Bu nedenle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde benimsenen ceza ve hukuk yargılamalarının bağımsızlığı ilkesi gereğince, HAGB kararı hukuk hâkimini maddi olgunun tespiti bakımından dahi bağlamaz.

Bununla birlikte, HAGB kararının hukuk yargılaması bakımından tamamen göz ardı edilmesi de mümkün değildir. Ceza dosyasında yer alan tanık anlatımları, bilirkişi raporları, uzman görüşleri, keşif tutanakları ve diğer deliller, somut olayın özelliklerine göre hukuk mahkemesinde takdiri delil olarak değerlendirilebilir. Ancak bu değerlendirme, hukuk hâkiminin kendi vicdani kanaatini oluşturma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Özellikle hakaret, tehdit, kasten yaralama ve kişilik haklarına saldırı niteliğindeki fiiller nedeniyle açılan manevi tazminat davalarında, yalnızca ceza mahkemesince HAGB kararı verilmiş olmasına dayanılarak davalının hukuki sorumluluğunun kesin olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Hukuk hâkimi; kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşip gerçekleşmediğini, kusurun varlığını, zararın kapsamını ve uygun illiyet bağını her somut olay bakımından bağımsız şekilde değerlendirmekle yükümlüdür.

Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatları da HAGB kararının hukuk hâkimi bakımından bağlayıcı olmadığını, buna karşılık ceza dosyasındaki delillerin somut olayın özelliklerine göre serbestçe değerlendirilebileceğini istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Dolayısıyla manevi tazminat davalarında uyuşmazlığın çözümü, yalnızca HAGB kararının varlığına değil; haksız fiilin unsurlarının hukuk yargılamasında ortaya konulmasına ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesine bağlıdır. Bu yaklaşım, hem ceza ve hukuk yargılamalarının bağımsızlığı ilkesinin hem de adil yargılanma hakkının doğal bir sonucunu oluşturmaktadır.