Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


LL.M., Ortak Avukat


Stajyer Avukat

İtirazın İptali Davasının Islah Yolu ile Alacak Davasına Dönüştürülmesi

*Av. Sibel ÖZTÜRK, LL.M., Stj. Av. Selenay ESEN

  1. GİRİŞ

İlamsız icra takibi, alacaklı açısından hızlı ve etkili bir tahsil yolu olmakla birlikte, icra takip talebinin eksik veya hatalı düzenlenmesi, ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Takip talebinin eksik veya hatalı olması hâllerinde, borçlunun itirazı üzerine takibin iptali dahi gündeme gelebilmektedir. Bu noktada şu soru ortaya çıkmaktadır: Hatalı başlatılan bir icra takibinin, itirazın iptali davası aşamasında alacaklı lehine telafisi mümkün müdür?

Bu sorunun cevabı, itirazın iptali davasının hukuki niteliği ile bu dava kapsamında ıslah kurumunun sağladığı imkanlar çerçevesinde değerlendirilmelidir.

 

2. İCRA TAKİBİ AŞAMASINDA TAKİP TALEBİNDE YAPILABİLECEK DEĞİŞİKLİKLER

İcra hukukunda takip talebi, icra takibinin kapsamını ve sınırlarını belirleyen temel belgedir. Bu belgenin içeriği, borçlunun itiraz hakkını nasıl ve hangi çerçevede kullanacağını belirlediği gibi, icra dairesinin ve sonrasında mahkemenin inceleme alanını da doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, icra takibi başlatıldıktan sonra takip talebinde değişiklik yapılabilmesi, icra hukukunun şekle sıkı bağlılığı ilkesi gereği, kural olarak mümkün değildir.

Kanun koyucu ve yerleşik içtihatlar, takip talebine sonradan müdahaleyi kural olarak kabul etmemekle birlikte, yalnızca belirli istisnai durumlarda buna imkân tanımaktadır. Bu istisnalar, alacaklının takip sürecini yeniden şekillendirmesine değil; takip talebinde yapılan açık hataların giderilmesine ve usul ekonomisinin korunmasına yöneliktir. 

 

Tarafların Değiştirilmesi

  • İcra takibinde taraflar, kural olarak takip talebiyle kesinleşir. Ancak uygulamada, tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi her zaman maddi hukuktan kaynaklanan bir irade açıklamasına dayanmayabilir. Bu gibi durumlarda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinin kıyasen uygulanması suretiyle, sınırlı hâllerde taraf değişikliğine izin verildiği görülmektedir.
  • Bu imkân, özellikle açık maddi hataya dayanan, kabul edilebilir yanılgı niteliği taşıyan ve dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyen hâllerle sınırlıdır. Dolayısıyla burada söz konusu olan, takip ilişkisinin taraflarını serbestçe değiştirmek değil; takip talebinde yapılan hatanın düzeltilmesidir.

 

Takip Yolunun Değiştirilmesi

  • Takip talebine ilişkin bir diğer istisnai müdahale alanı, takip yolunun değiştirilmesidir. İcra ve İflas Kanunu’nun 43/2. maddesi uyarınca, alacaklıya bir defaya mahsus olmak üzere takip yolunu değiştirme imkânı tanınmıştır. Bu değişiklik, yeni bir takip başlatılmasını gerektirmemekte; mevcut dosya üzerinden, harç alınmaksızın ve borçluya yeni bir ödeme emri gönderilmek suretiyle gerçekleştirilmektedir.
  • Ne var ki bu imkân da sınırsız değildir. Takip yolunun değiştirilmesi, alacağın miktarını veya kapsamını serbestçe yeniden belirleme yetkisi vermemekte; yalnızca yanlış seçilmiş takip yolunun düzeltilmesine hizmet etmektedir.

 

Alacak Tutarına İlişkin Düzeltmeler

  • Takip talebinde gösterilen alacak tutarı bakımından icra hukukunun yaklaşımı daha katıdır. Ödeme emrinin borçluya tebliğinden sonra, kural olarak alacak tutarında artırım yapılamaz. Bunun temel nedeni, borçlunun itiraz hakkını, takip talebinde bildirilen miktar üzerinden kullanmasıdır.
  • Ancak yazım hataları, hesaplama yanlışları veya virgül–nokta hataları gibi açık maddi hata niteliğindeki durumlarda, sınırlı düzeltmelere izin verildiği kabul edilmektedir. Bu hâllerin dışında, takip talebinde eksik gösterilen alacağın sonradan icra dosyası üzerinden artırılması mümkün değildir.

 

Görüldüğü üzere, icra takibi aşamasında takip talebine müdahale edilebilecek alanlar hem sınırlı hem de istisnai niteliktedir. Kanunun icra takibi sürecinde tanıdığı düzeltme ve değişiklik imkânları, borca itiraz edilmeden önceki aşamayla sınırlı olup bu süreçte alacak miktarının genişletilmesi veya yeni alacak kalemlerinin eklenmesi kural olarak mümkün değildir

Bu aşamadan sonra, takip talebindeki eksikliklerin alacaklı aleyhine sonuç doğurmaması ve asıl alacaktan kaynaklanan talebin korunabilmesi, itirazın iptali davası kapsamında ıslah kurumuna başvurulmasıyla mümkün hâle gelmektedir.

 

3. İTİRAZIN İPTALİ DAVASINDA ISLAH

İtirazın iptali davası, borçlunun icra takibine yaptığı itiraz üzerine alacaklı tarafından açılan ve alacağın varlığı ile miktarının mahkemece incelendiği bir davadır. Bu dava, şekli bir denetim davası olmayıp, alacaklının talep ettiği bedelin maddi hukuk bakımından haklı olup olmadığının değerlendirildiği bir eda davası niteliği taşır.

Davanın eda davası niteliğinde olması, uyuşmazlığın icra dosyasıyla sınırlı olmaksızın, mahkeme önünde maddi hukuk çerçevesinde ele alınmasını sağlar. Bu nedenle, icra takibi aşamasında takip talebine ilişkin alacak miktarı, faiz türü veya talep kalemleri bakımından yapılamayan düzeltmelerin, dava aşamasında değerlendirilmesi mümkün hâle gelir.

Bu aşamada ıslah, icra takibi sürecinde yapılamayan değişikliklerin dava aşamasında telafisine imkân tanıyan usuli bir araç olarak kullanılabilmektedir. 

 

4. ISLAHIN SINIRLARI

HMK m.176’da düzenlenen ıslah, sınırsız bir imkân olmayıp ıslah ile farklı bir hukuki ilişkiye dayanılması, davanın temelini oluşturan maddi vakıalardan kopulması veya karşı tarafın savunma hakkını zedeleyecek ölçüde talebin genişletilmesi mümkün değildir. 

Örneğin, Yargıtay 6. HD., E. 2024/2638 K. 2025/2052 T. 15.5.2025 Kararı’nda “davada dayanılan maddi vakıaların, davanın kısmi ıslahı yoluyla değiştirilmesinin mümkün olmadığı, davanın itirazın iptali davası olup, itirazın iptali davalarında takip dayanağının ıslah yoluyla değiştirilemeyeceği, itirazın iptali davalarında takiple sıkı sıkıya bağlılık ilkesinin olduğu anlaşılmakla davacının dayandığı maddi vakıaları itirazın iptali davası adı altında kısmen ıslah talebinin yerinde görülmediği,

… özellikle davacının tam ıslahla davasını alacak ya da tazminat davasına dönüştürmediği, takip dayanağını kısmen ıslah ettiği, itirazın iptali davasının bu şekilde kısmi ıslahının mümkün olmadığı anlaşılmakla davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.” denilmek suretiyle, davanın temelini oluşturan takip dayanağının değiştirilmesinin mümkün olmadığı vurgulanmıştır.

Islah müessesesinin kapsamı; davanın hukuki niteliğini değiştirmeye yönelik olmayıp, mevcut dava kapsamında ileri sürülen talep sonucunun, aynı hukuki ilişki korunmak kaydıyla, usule uygun biçimde düzeltilmesi veya netleştirilmesi ile sınırlıdır. Bu bağlamda, ıslah ile talep sonucunun artırılması, davanın başka bir dava türüne dönüştürülmesi anlamına gelmemektedir. Nitekim Yargıtay 9. HD., E. 2009/14749 K. 2011/15457 T. 25.05.2011 Kararı’nda Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez.” denilmektedir. Bu bağlamda, itirazın iptali davasında ıslah yoluyla talep sonucunun artırılması veya netleştirilmesi, uyuşmazlığın temelini oluşturan vakıalarla bağlantısını koruduğu sürece; eş deyişle, dava niteliği değişmediği sürece, usule aykırılık teşkil etmez.

 

5. ISLAH İLE İTİRAZIN İPTALİ DAVASININ ALACAK DAVASINA DÖNÜŞMESİ 

Yukarıda belirtilen sınırlar saklı kalmak kaydıyla, itirazın iptali davasında ıslah yoluyla davanın alacak davasına dönüşüp dönüşemeyeceği hususu, uygulamada Yargıtay içtihatlarıyla şekillenmiş bir meseledir. Özellikle ıslahın, davanın dayandığı borç ilişkisini değiştirmeksizin yalnızca talep sonucuna yönelmesi hâlinde, Yargıtay bu dönüşümü mümkün kabul etmektedir. 

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 20.01.2020 tarihli ve 2016/8924 E., 2020/233 K. sayılı kararında, Asıl davada itirazın iptalinin ıslahla alacak davasına çevrilmesi ve miktarın arttırılması mümkündür. Bu bir tür ıslahtır. Harcı da yatırıldığına göre ıslahla talep edilen miktar üzerinden ıslah talebinin alacak davası olarak göz önünde bulundurulup davanın sonuçlandırılması gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.” ifadeleri yer almaktadır. 

Bu karar, itirazın iptali davasında ıslahın kapsamına ilişkin tartışmayı önemli ölçüde açıklığa kavuşturmaktadır. Yargıtay, yerel mahkemenin itirazın iptali davasını takip dosyasındaki miktarla sınırlı görerek hüküm kurmasını isabetsiz bularak; ıslah dilekçesiyle talep sonucunun açıkça genişletildiği ve buna ilişkin harcın yatırıldığı hâllerde, davanın ıslah edilen talep üzerinden alacak davası olarak sonuçlandırılması gerektiğini vurgulamıştır. 

Bu yaklaşım, itirazın iptali davasında ıslahın, davanın hukuki dayanağını değiştiren bir müdahale olarak değil; alacaklının aynı borç ilişkisine dayalı talebini mahkeme önünde tam ve doğru biçimde ileri sürebilmesini sağlayan usuli bir imkân olarak kabul edildiğini göstermektedir. Böylece Yargıtay, takip aşamasında giderilemeyen eksikliklerin, itirazın iptali davasında ıslah yoluyla telafi edilebileceğini açık biçimde ortaya koymuştur. 

 

6. SONUÇ

Sonuç olarak, icra takibi aşamasında takip talebine sıkı bağlılık ilkesi gereği giderilemeyen eksiklikler, itirazın iptali davası aşamasında ıslah kurumu aracılığıyla telafi edilebilmektedir. Ancak bu imkân, davanın dayandığı borç ilişkisi korunmak ve ıslahın usulüne uygun biçimde yapılması kaydıyla mümkündür. Yargıtay içtihatları, itirazın iptali davasının ıslah yoluyla alacak davası olarak sonuçlandırılabileceğini kabul etmekle birlikte, bu dönüşümün sınırlarını da açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu çerçevede ıslah, itirazın iptali davasında ne sınırsız bir serbesti ne de mutlak bir yasak olup, somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gereken tamamlayıcı bir usul imkânı niteliğindedir.