Makaleler

Daha fazla bilgi için,
lütfen bizimle iletişime geçin


LL.M., Ortak Avukat

Yerinde İnceleme Yetkisinin Anayasal Sınırları: Anayasa Mahkemesi’nin 06.11.2025 Tarihli Kararı Işığında 4054 Sayılı Kanun'un 15. Maddesi

*Av. Sibel ÖZTÜRK

I. Giriş

Rekabet hukukunda yerinde inceleme, idari yaptırım sisteminin en etkili ve aynı zamanda en çok tartışılan araçlarından biridir. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesi, Rekabet Kurulu’na teşebbüslerin ve teşebbüs birliklerinin işyerlerinde inceleme yapma; defter, belge ve elektronik verileri inceleme ve kopyalama yetkisi tanımaktadır.

Bu yetkinin kapsamı özellikle elektronik verilere erişim ve işyerlerinin mahrem alanlarına girilmesi bakımından, Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı ve 13. maddede düzenlenen temel hakların sınırlanması rejimi bağlamında uzun süredir hem doktrinde hem yargı kararlarında tartışılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı kararı, bu tartışmanın norm denetimi boyutunda önemli bir aşama teşkil etmektedir. Kararda, 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…gerekli gördüğü hallerde…” ibaresi ile üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi anayasal denetime tabi tutulmuştur.

Bu çalışma, söz konusu kararın inceleme kapsamını, çoğunluk görüşünün gerekçesini, karşı oylarda öne çıkan değerlendirmeleri ve kararın uygulamaya muhtemel etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

II. İnceleme Konusu ve Başvuru Gerekçeleri

Norm denetimine konu edilen hükümler iki başlık altında toplanmaktadır:

  • 4054 sayılı Kanun m. 15/1’de yer alan “…gerekli gördüğü hallerde…” ibaresi
  • m. 15/3’ün ikinci cümlesi: “Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkimi kararı ile yerinde inceleme yapılır.”

Başvuruda esasen üç temel itiraz ileri sürülmüştür:

İlk olarak, yerinde inceleme yetkisinin hâkim kararı olmaksızın kullanılabilmesinin Anayasa’nın 21. maddesine aykırı olduğu savunulmuştur.

İkinci olarak, “gerekli gördüğü hallerde” ifadesinin belirsiz ve keyfî uygulamaya açık olduğu ileri sürülmüştür.

Üçüncü olarak ise hâkim güvencesinin yalnızca “engelleme veya engellenme olasılığı” durumuna bağlanmasının anayasal güvence sistematiği ile bağdaşmadığı iddia edilmiştir.

III. Mahkemenin İnceleme Yöntemi ve Kapsamı

A. m. 15/3 ikinci cümle bakımından “uygulanacak kural” değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, m. 15/3’ün ikinci cümlesi yönünden yaptığı değerlendirmede öncelikle somut davalarda sulh ceza hâkimi kararı ile gerçekleştirilen bir yerinde inceleme bulunmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle söz konusu hükmün eldeki davada “uygulanacak kural” niteliği taşımadığı sonucuna varılmıştır.

Bu tespit doğrultusunda Mahkeme, ilgili düzenleme hakkında esasa girilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Bu yaklaşım, norm denetiminin kapsamının somut uyuşmazlıkla bağlantılı olarak dar yorumlanması bakımından dikkat çekicidir.

B. “…gerekli gördüğü hallerde…” ibaresinin anayasal denetimi

Mahkeme, söz konusu ibareyi Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ve belirlilik ilkesi ile 167. maddede düzenlenen devletin piyasaların sağlıklı işleyişini sağlama ödevi çerçevesinde değerlendirmiştir.

Kararda öne çıkan tespitler bütüncül olarak incelendiğinde, Mahkeme’nin şu esaslar üzerinde durduğu görülmektedir:

Yerinde inceleme yetkisi, Kurul’un Kanun’la verilen görevlerini yerine getirmesi amacıyla kullanılmaktadır. İnceleme, Kurul tarafından yetkilendirilen uzmanlar eliyle ve yetki belgesi çerçevesinde yürütülmektedir. Kurul’un zor kullanma yetkisi bulunmamaktadır. Ayrıca yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığı halinde sulh ceza hâkimi kararının aranması öngörülmüştür.

Mahkeme, “gerekli gördüğü haller” ifadesinin tüm ihtimalleri tek tek saymasının kanun tekniği bakımından mümkün olmadığını; somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmasının idari faaliyetlerin doğası gereği olduğunu kabul etmiştir.

Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, ibarenin belirsiz veya keyfîliğe açık olmadığı sonucuna ulaşmış ve Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir. Ayrıca düzenlemenin Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleri ile doğrudan bağlantılı olmadığı kanaatini ortaya koymuştur.

IV. Karşı Oy Yazılarında Öne Çıkan Hususlar

Karşı oy gerekçeleri ise yerinde inceleme yetkisinin anayasal niteliğine farklı bir perspektiften yaklaşmaktadır.

1. Yerinde inceleme ve konut dokunulmazlığı ilişkisi

Karşı oylarda, teşebbüslerin işyerlerinde herkesin serbestçe giremediği mahrem alanların Anayasa m. 21 kapsamında korunması gerektiği vurgulanmıştır. Elektronik sistemlere erişim ve veri kopyalama işlemlerinin fiilen arama ve el koyma niteliği taşıyabileceği belirtilmiştir.

Bu yaklaşım, yerinde inceleme yetkisinin yalnızca idari bir denetim aracı olarak değil, temel hakka müdahale oluşturabilecek bir işlem olarak değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır.

2. Hâkim güvencesinin anayasal sistematiği

Karşı oy yazılarında, Anayasa m. 21’in lafzı hatırlatılarak konuta girilmesinin kural olarak hâkim kararına tabi olduğu; gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise yetkili merciin yazılı emri ve 24 saat içinde hâkim onayı mekanizmasının işletilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

4054 sayılı Kanun’da hâkim kararının yalnızca “engelleme veya engellenme olasılığı” durumuna bağlanmış olmasının, anayasal güvencenin istisnai hale getirilmesi sonucunu doğurabileceği değerlendirilmiştir.

3. Bireysel başvuru içtihadı ile norm denetimi arasındaki ilişki

Karşı oylarda ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarla norm denetimi kararının yaklaşımı arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiştir. İçtihatların tutarlılığı ve hukuki öngörülebilirlik ilkesi çerçevesinde bütüncül bir değerlendirme yapılması gerektiği ifade edilmiştir.

V. Kararın Sonucu ve Olası Etkileri

Karar sonucunda:

  • m. 15/3 ikinci cümle yönünden esasa girilmemiş,
  • m. 15/1’deki “…gerekli gördüğü hallerde…” ibaresi Anayasa’ya uygun bulunmuştur.

Böylece 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinin mevcut metni yürürlükte kalmaya devam etmektedir.

Uygulama bakımından ise iki yönlü bir tablo ortaya çıkmaktadır. Bir yandan, yerinde inceleme yetkisi norm düzeyinde anayasal denetimden geçmiş ve Kurul’un yetkisi teyit edilmiştir. Diğer yandan, karşı oy yazılarında ortaya konulan değerlendirmeler ve bireysel başvuru içtihadı çerçevesinde, somut olay bazında konut dokunulmazlığı ve ölçülülük tartışmalarının devam etmesi muhtemeldir.

Bu nedenle, idari yargı ve bireysel başvuru süreçlerinde yerinde incelemenin kapsamı, veri kopyalama yöntemleri ve mahrem alanlara erişim konuları anayasal bağlamda gündemde kalmaya devam edecektir.

 VI. Genel Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi’nin 06.11.2025 tarihli kararı, 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinde düzenlenen yerinde inceleme yetkisinin anayasal sınırlarının norm denetimi bağlamında ele alındığı önemli bir yargısal değerlendirmedir.

Mahkeme çoğunluğu, incelemeyi ağırlıklı olarak hukuk devleti ve belirlilik ilkesi ekseninde yürütmüş; düzenlemenin kanuni dayanağının bulunduğunu, kamu yararına yönelik bir amaca hizmet ettiğini ve keyfîliğe imkân verecek ölçüde belirsiz olmadığını kabul etmiştir. Bu yaklaşımda, Anayasa’nın 167. maddesi uyarınca devletin piyasaların sağlıklı ve düzenli işleyişini sağlama ödevi belirleyici bir rol oynamıştır.

Buna karşılık karşı oylarda, tartışmanın esasen konut dokunulmazlığı ve temel haklara müdahalenin usul güvenceleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Özellikle hâkim güvencesinin anayasal sistem içindeki konumu ve bireysel başvuru içtihadı ile norm denetimi kararları arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur.

Bu yönüyle karar, yerinde inceleme yetkisinin anayasal niteliğine ilişkin tek boyutlu bir değerlendirmeden ziyade, iki farklı yaklaşımın ortaya konulduğu bir yargısal tartışma zemini sunmaktadır. Çoğunluk görüşü, düzenlemenin kamu düzeni ve piyasa denetimi fonksiyonu bakımından yeterli anayasal temele sahip olduğu sonucuna ulaşırken; karşı oylar, temel hak güvencelerinin daha daraltıcı ve sıkı bir anayasal yorumu gerektirdiği kanaatini ortaya koymuştur.

Bu itibarla karar, yerinde inceleme rejimine ilişkin anayasal tartışmayı nihai olarak sonuçlandıran bir nitelik taşımamakta; norm denetimi ile bireysel başvuru denetimi arasındaki ilişkinin, konut dokunulmazlığının kapsamının ve hâkim güvencesinin anayasal konumunun ilerleyen dönemde de yargısal değerlendirmelere konu olabileceğine işaret etmektedir.